Aynılıkların Kenti
18 Ocak 2017
Aynadaki yüz
17 Ocak 2017

“Burada, yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum.bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde… nefret ettiğimiz işlerde çalışıp, gereksiz şeyler alıyoruz. bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız ya da yerimiz yok. ne büyük savaşı yaşadık, ne de büyük buhranı. bizim savaşımız ruhani bir savaş. en büyük buhranımız hayatlarımız. televizyonla büyürken milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. bunu yavaş yavaş öğreniyoruz. ve bu yüzden çok kızgınız.”

Yaşananlara bakıyorum. Koca bir yalanın yalan oyuncuları. Ezik anne babaların ezik evlatları. Ne yapacağına kendisi hariç herkes karar veriyor, ama kendisinin söz hakkı yok. Her şey zorunlu.. ilk eğitiminden başlıyor kabus yaşamı. Saçına sakalına dikkat et, kravatını tak. Tarihi oku, nasıl savaşmışlar, ezberle bunları, ileride lazım olur.. Derslerin yüksek olsun, çok çalış diğerlerinden yüksek not al. Hep bir hırs, sıra arkadaşından dahi üstün olması öğretilmiş, hepsi yarışta, üstünlük mücadelesi.

Meslek sahibi olmalısın, etiketsiz mal mı olur! Dershaneye git, üniversite sınavına gireceksin, hafta sonu dahi uyku yok sana, erken kalkacaksın, etüt var. Kaç soru çözdün bugün? Duygularının canı cehenneme, beş yüz sorunun altına inme, çözdüğün soru kadar sevilirsin.

Sınav günü geldi, yaşadığın stres kimin umurunda, şanslıysan yuvarlakları doğru tahmin edersin. Kazanamazsan dünyanın en değersiz varlığısın, hele komşunun çocuğu falanca yeri kazanmışsa sıfırın altındasın demektir. Kazanmışsan kısmen iyisindir. Kafandaki dır dır azalır hiç değilse. Doldurduğun yuvarlakların piyangosu istemediğin bir şehirde, istemediğin bir eğitime götürür seni. Sınavdı, şuydu buydu derken geçer zaman. O anlık kendini mutlu hissedersin, alkolün getirdiği çakır keyiflikten öteye geçmez. Nerden bileceksin asıl köleliğin şimdi başlayacağını?

Yine diğerlerine nazaran şanslıysan (ki ben buna şansızlığın en büyüğü diyorum) bir yerde çalışmaya başlarsın. Sabah sekiz akşam bilmem kaç! Yarı açık cezaevindeki mahkumlar senden daha rahattır emin ol. Sürekli bir emir kipinin etrafında beynin ve fiziğin yarı felç olmuş halde evine dön. Sosyal kelimesinin ilkokul kitaplarında kaldığı bir yaşama başlamışsındır artık. Eline tutuşturulan üç kuruşla hayat yaşayacağını düşünürsün. Ev kirası, yemekti, şuydu buydu derken üç kuruşun çoğu gider. Elinde kalan komik rakamı değerlendirme saçmalığına girişirsin sonra. Kimi hayat boyu ödeyeceği bir yatırım, kimi yaz aylarında bir haftalık tatil için. Tüm senenin yorgunluğu bir haftada geçiyor gibi bir kandırmacayla avutursun kendini. Devam et.. bu daha başlangıç..

Ailenin baskıları azalmaya başlar. Artık sana para vermek, ne olacağını düşünmek zorunda değildirler. Kendi ayakların üzerinde duruyorsundur artık, felç olmuş bir halde, ama yaşadığın çöküntüler kimin umurunda! Şimdi sana eli, yüzü düzgün bir eş bulmaya geldi sıra. Kendini belirli bir kitleye nazaran daha modern görenler bu işlemi kendileri halletmek ister. Hayatta her şeyin kararını kendileri verdi ya! Diğerleri ise ailenin ve toplumun kendisine yakıştırdığını hayat arkadaşı(!) olarak seçerler. Başlarken her şey güzeldir, sular durulduğunda ise evlilik tam bir işkence. Kendisi olmayan iki bireyin sağlıklı bir yapı oluşturabilmesi mümkün mü? Hepsi uzun süreli bir yalan!

Şartlar yavaş yavaş ağırlaşmaya başlamıştır. Sabah işe gidip akşam dönersiniz. Eve döndüğünüzde yorgunluktan düşmüş suratların aklına yemek ve televizyondan başka bir şey gelmez. Sözde hayat arkadaşınızla konuşacağınız tek şey o gün iş yerinde yaşadıklarınız ve maddiyattır. Tüm gününü köleliğe adayan bireylerden de sanat ve sosyallik konuşmaları beklenemez. Ki konuşsalar dahi sosyalliğin dedikodu boyutunu geçmeyecektir. Televizyon konusuna başka bir zaman değiniriz, adı aptal kutusu olan bir cihazı zevkle izleyen bir topluma söylenecek çok şey var! Şaşalı hayatları izlerken ağzının suyu akan ve ruhsal dengesi bozulan insanların toplumuyuz. Unutmayalım ki hiçbir odak sizi geliştirecek televizyon programları hazırlamaz. Çünkü gelişirseniz güç kaybeder! Size yalnızca düşünmenizi istediklerini yansıtırlar, gerçekleri değil!
Konumuza dönelim. Yaşam tüm zorundalıklarıyla devam ederken, siz de daha fazla neye sahip olabilirimin derdine düşmüşsünüzdür. Kimi zaman yeni bir araba, kimi zaman bir elbise, bir çikolata ve ya bir beyaz eşya. Maddi değerinin önemi yok. Çünkü zaten alabileceklerinizin sınırını başkaları koymuştur. Siz yalnızca önünüze koyulanlar dahilinde tercih sunabilirsiniz. Mesela bir uçak sahibi olamazsınız ama bankaların faizli otomobil kredileri size cazip gelir. Yaşamınızdan ekstra bir para ve bir emek harcayıp toplumsal statü içinde kendinize olabildiğince yüksek bir yer edinmek istersiniz. Patronların lüks yaşamı sizi heveslendirir. Ne büyük aptallık bir gün onlar gibi olacağını düşünmek! Bugüne kadar çerçeveni sen çizmedin ki bugünden sonra çizesin. Dediğim gibi, sadece yapman gereken, düşünmen gereken ve alman gereken sunulmuştur. Diğerleri daha fazla kölelik yapman için zorla kurdurulan hayaller. Ve aklınızın ucundan bile geçmeyeni size telkinle aldıran reklamlar.

Kölelik içten içe iliklerinize işlemiş ve artık yaşadığınız bu hayatın(!) normal olduğuna kendinizi inandırmış duruma gelmişsinizidir. Ve bir yandan gençliğiniz hiç ama hiçbir şey yaşamadan geçiyorken, bir yandan da çarkları döndürecek yeni elemanlar var etmeniz gerekmektedir. Çocuk yapacaksınız ki sizin bir hiç olan hayatınız sona erdiğinde yerinize bakacak, efendilerine itaat edecek köleler oluşsun. Bir anlık cinsel hazzınıza aldanıp dünyaya getirirsiniz yeni insanları. Bebekliğin verdiği şirinlikle akar gider zaman sizin için. Artık eve döndüğünüzde eşinizin soğuk yüzünün, iş yorgunluğunuzun yanında sizi mutlu edecek bir şey vardır. Ta ki o da zorunluluklara adım atana kadar. Buradan sonrasını yazmaya gerek yok. Yazının başını hatırlıyor musun? Senin yaşadıklarını.. Mutsuz çocukluğunu, dayatmacı aile ve toplumu, duygularının önemsiz kılındığı günleri… Sınavdan aldığın not, çalıştığın iş, sahip olduğun maddi değerler, statün, etiketin kadar değerli hissettiğin günleri.. hatırladın mı? Görebildin mi çocuğunun yaşayacaklarını?

Ve tüm bunlardan sonra ben yaşamımdaki tüm kararları kendim aldım diyebiliyor musun? Hala kendini kandırdığını, asla kendin olmadığını, yalnızca senden istenenleri yaptığını hissedebildin mi?

Taylan Özkan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir