Yalan hayatlar
18 Ocak 2017
Creme de la creme
17 Ocak 2017

Dört tarafı insanlarla çevrili zulüm parçasına ömür denir. Ve ömrün tek güzel yani bir gün bitecek olmasıdır.

Hava tahminlerini düşünün. “Yarın hava parçalı bulutlu”… Sevdiğiniz bir yemeğin ilk lokması… Akşam haberlerini… İlk aşkınızı.. Su kesintisini haber veren belediye anonslarını… Yerli malı haftasını… İlk öpüşmenizi… Buğday fiyatlarını… İlk aldatılışınızı…

Benzine yapılan zamları… Havuz problemlerinin yerini psikolojik problemlere bıraktığı anı…

Son aldatılışınızı…  Yalnızca düşünün…

İnsan mı yaşama uydu, yoksa ay mı? Belirsiz imgeler mi almaya zorladı bir sonraki nefesi? Banyoya girdiğinizde aynadaki yüze bakın. Özümsüyor mu hangi cehennemde olduğunu?  Gülümsüyor mu?

Arabada oturuyorum. Ovanın en ova noktası, lalelerle dolu bir düzlük. Şehri seçebiliyorum zor da olsa. Gidip gelenler var bagajı yolcusundan ağır otobüslerle. Bitmez tükenmez enerjileriyle uzun seferlerin müdavimleri. Geride bıraktıklarının hüznü ile kavuşacaklarının sevincini dengeleyen, koltuk numaralarının geçici sahipleri. “Otobüs çok sıcak oldu.. Hayır çok soğuk.. Kolonya alır mısınız? Ne kadar? Kusma torbası rica edecektim.. Hanımefendi susturun çocuğu lütfen.. Sus çocuğum.. Rica edene kadar kustu çocuk..” Sahte nezaketin beceriksizce sergilendiği en bilindik ortam!

Hafif bir rüzgar esmeye başlıyor. Bir lale soğanını kırıp yiyor toprak. Anlık iştahlarla yaşıyor doğa. Harcadığı bir tek biz değiliz.Acıkıyorum. İnce düşüncelerden sıyrılıp, bencil bir doyma isteğiyle şehre hareket ediyorum. Radyoda istek programı var. Hayatta istediklerini elde edemeyen insanlar için hazırlanmış güzel bir kurmaca. Dinleyicinin şarkıyı armağan ettiği isimleri not edersem nüfus sayımına gerek kalmaz diye düşünüp, gülümsüyorum. İlk kebap salonunun önünde durup iniyorum arabadan. Kapıda “Buyurun” diyen bir garson. Acaba yemek ücretsiz olsaydı aynı nezaketi gösterir miydi? Cama yakın bir masaya oturuyorum. “Ne arzu edersiniz?” dediğinde garson, “gerçek bir yaşam” demek geçiyor içimden. Nazik insanların güzel ikramlarıyla karnımı doyurup çıkıyorum salondan.

Eve geliyorum. Bir bardak su alıp bilgisayar başına oturuyorum. Her zamanki sığ internet. Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın, şudur, budur gibi saçma ama binlerce insanın posta kutusunu dolduran mailler, siliyorum. Adres çubuğuna www.taylanozkan.com yazıyorum. Ve başlıyorum yazmaya; “Dört tarafı insanlarla çevrili zulüm parçasına ömür denir. Ve ömrün tek güzel yani bir gün bitecek olmasıdır.”…

Okumaya başlıyorsun. Anlayıp anlamadığını bilmiyorum. Merak ettiğim tek şey var, aynadaki yüz, sana benzeyen; gülümsüyor mu? Yoksa özümsüyor mu hangi cehennemde olduğunu?

Aynada bir yüz göremeyenler, dinlenme istasyonlarında üşümemek için yanınıza hırka alırsınız ya, tedbir iyidir…

Taylan Özkan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir